Can Dündar tercümede ısrarlı…

Milliyet yazarı Can Dündar geçtiğimiz günlerde, Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki çıkışının doğru tercüme edilmediğini yazmıştı. Birleşik Konferans Tercümanları Derneği ise tercümenin doğru olduğunu savunmuştu.

Can Dündar bugün de köşesini ‘çeviri meselesi’ne ayırdı. Derneğin, tercüme doğru yapıldı açıklamasına rağmen Can Dündar, Erdoğan’ın Davos’taki sert sözlerinin yumuşak bir üslupla tercüme edildiği konusunda ısrarlı. Başbakan Erdoğan’ın ve tercümanın sözlerini kelimesi kelimesine köşesine taşıyan Dündar, asıl yorumu okuyuculara bırakıyor…

Derneğin meslektaşlarını korumasını anlayış ve saygıyla karşılıyorum.
Ayrıca yapılan işin ne kadar zor olduğunu da teslim ediyorum.
Dahası, bu görevi yapan tercümanların, bazen diplomatlarla yarışacak bir gayret ve iyi niyetle çaba gösterdiklerine de tanığım.
Yine de yazdıklarımın arkasındayım.

Konuyu uzatmak istemezdim ama dernek, “Yorum doğruları yansıtmıyor” dediği için bu açıklama zorunlu oldu.

Gelin Erdoğan’ın konuşmasını ve bu konuşmanın İngilizce tercümesini birlikte okuyalım; çevirinin ifadeyi doğru yansıtıp yansıtmadığına okurlar karar versin.

* * *
ERDOĞAN: “Sesin yüksek çıkıyor. Sesinin çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisiyledir.”
TERCÜME: “You have a very strong voice. I feel that you perhaps feel a bit guilty and that’s why perhaps you have been so strong in your voice, so loud.
(“Çok güçlü bir sesiniz var. ‘Belki de’ ‘biraz’ suçluluk hissettiğinizi sanıyorum. O yüzden ‘belki de’ sesiniz böyle güçlüydü; böyle yüksek…”)
ERDOĞAN: “Siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz.”
TERCÜME: “You killed people…”
(“Siz insanları öldürdünüz”.)
ERDOĞAN: “Sana da teşekkür ederim. Sana da teşekkür ederim. Benim için Davos bitmiştir. Bir daha da gelmem.”
TERCÜME: “Thank you very much. Thank you. So I don’t think I will come back to Davos after this.”
(“Çok teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Bundan sonra Davos’a geleceğimi sanmıyorum.”)
* * *

Derneğin açıklaması diyor ki:

“Toplantıdan günler sonra rahat bir ortamda oturup en mükemmel karşılığın hangisi olabileceğini tartışmak mümkündür, ancak anında çeviri koşullarında görev yapan meslektaşımız, bir iki saniye içinde neyi, nasıl aktaracağına karar vermek durumundadır”.
Çok doğru!
Bunun ne kadar zor bir iş olduğunu kabul ediyoruz.

Basit bir örnek vereyim:
Başbakan öfkeden kıpkırmızı bir halde moderatörün eline yapışıyor; biraz “diplomatik davranmasa” kalkıp kafayı gömecek. Ve o an, kendi özgün üslubuyla “Sana da teşekkür ederim. Sana da teşekkür ederim” diyor.
Bu teşekkürün içerdiği küfrü biz çok iyi anlıyoruz da tercümesi zor.
“Tayipçe”den tam çeviri şöyle olabilirdi:
“Sen de ananı al git! Sen de ananı al git!”
Oysa tercüman haklı olarak bunu “Size de çok teşekkür ederim. Teşekkür ederim” diye çeviriyor.
Yabancılar da “Ne nazik adam. Her şeye rağmen teşekkürle bitirdi” diye düşünüyor.
Demem o ki, tercümanın bir kusuru yok.
İş zor…
Çok zor…